Menü

Zeynep Kaya Özdemir/İlham veren Kadınlar Röportaj 3

1.Niceliksel verilerin ötesine geçerek bize biraz kendinizden bahsetmenizi istesek, neler söylersiniz?

Zeynep KAYA ÖZDEMİR ben. Amerikan Kültürü ve Edebiyatı mezunuyum. Mesleğim İngilizce öğretmenliği fakat oğlum doğduğundan beri mesleğimi yapmıyorum. Oğlum Seyyah iki yaşlarındayken çıktığımız kreş arayışı beni kısa sürede okulsuzluk keşfine ulaştırdı. Bir kaç senedir ev-okulu ve okulsuzluk üzerine yazılar yazıyor, elimden geldiğince toplumda bilinir bir konu olması için bolca anlatıyorum. Vaktimin çoğu Seyyah'la ve yazarak geçiyor. Ailece kendi çapımızda fırsat buldukça dünyayı geziyoruz.

2. Oğlunuz Seyyah için okulsuzluğu tercih ettiniz (en azından şimdilik).Bize göre bu büyük bir cesaret ve güç gerektiren bir eylem. Okulsuzluk ülkemizde de, dünyamızda da sıra dışı olarak nitelendiriliyor ve farklı olana karşı genellikle ön yargı ve eleştiri de çok daha fazla oluyor. Bunlarla başa çıkma yöntemlerinizden de kısaca bahsetmenizi istiyoruz ancak asıl merak ettiğimiz şey bu cesaret ve gücün kaynağı nedir?

Öncelikle biz ülkemizde okulsuzluğu tercih eden ilk ailelerden değiliz, tek de değiliz elbet, okulsuzların sayısı oldukça fazla aslında. Ama ülkemizde henüz ev-okulu yasal olmadığı için hiç kimse de (doğal olarak) göze batmak istemediği için çoğunun varlığından toplum bihaber maalesef. Bizim yasal konulara takılmadan ilerleyebildiğimiz bir kaç avantajımız olduğu için, ben açık açık yazabiliyorum. Bununla birlikte yasal uygulamalara hâkim meslek gruplarından aileler; çocuklarının çift vatandaşlığı olduğu için yine yasal olarak farklı yollar izleyenler; sosyal medyada olmasalar da okulsuzluk tecrübelerini hiç reklam yapmadan bloglarında yazan aileler; yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız bu konuyu aslında olabildiğince paylaşıyor. Her birine internet vasıtasıyla, biraz araştırarak ulaşmak da mümkün. Bunlarla birlikte bizim kendi aramızda tanıdığımız bazı aileler var ki aralarında ünlü simalardan, resmi görevlerde olanlara kadar geniş bir yelpazede çocuklarıyla bu tecrübeyi yaşayanlar var. Dolayısıyla bahsettiğiniz güç ve cesaret ülkemizde bunu tercih eden her ailede var. Ben de bendekinin bir kısmını onlardan esinlenerek edinmiş olabilirim. Bununla birlikte, küçük küçük dünyayı gezmiş olmamızın da bu kararda büyük etkisi var. Ben seyahatlerim sayesinde dünyada her şeyin mümkün olduğunu sayısız defa tecrübe ettim, zamanla içselleştirdim. Bununla birlikte konuyla ilgili eğitimcilerin, çocuk gelişimi uzmanlarının konu hakkında sunduğu kaynaklar, bireysel olarak okulsuzluk tercihiyle büyümüş kişilerin anlatımları, beynin gelişimini ayrıntılı anlatan kişilerin verdiği bilgiler de var. Artık çocuğum için okulsuzluğa güvenmemem için hiç bir sebep yok ki zaten. Bir de kesinlikle sinir bilimci Sinan Canan'ın kendini, insanlara beyni anlatmaya adamış olması, sanırım en son ve en çok bu, bahsettiğiniz cesareti tecrübelerimizin yanı sıra, bilgi ile de desteklememi sağladı. Tüm bu ailelere ve Sinan Canan'a bu bağlamda teşekkürü borç bilirim. Konu hakkında kitaplarından ya da konuşmalarından faydalanılabilecek Alfie Kohn, Sir Ken Robinson, Peter Gray, Alexander Khost, John Taylor Gatto gibi isimleri de unutmamak lazım.

 

Sorunuzun ilk kısmına gelirsem, biz büyük ailelerimiz tarafından, pek çok kararımızda olduğu gibi bu konuda da destek ve saygı görüyoruz. Merak edene bolca bilgi verecek kadar yaptığımız şeye hâkimiz. Çocuklu ve çocuksuz arkadaş çevremizden de genel olarak saygı, anlayış ve yerine göre destek gördük hep. Her birine teşekkür ediyorum, destekleri öyle kıymetli ki. Eleştiri gelebilecek tek alan bizi hiç tanımayan toplumun geri kalanı oluyor. Konuyu merak eden ve ilgili olanlara anlatmak çok daha kolay ve benim için de besleyici elbet. Ama tamamen bu tecrübeye karşı olanlara anlatmak, eleştirilere doğru tonda ve bilgi ile yanıt verebilmek bazen zorlayabiliyor. Çünkü henüz bir kere bile, ''evet okulsuzluğun ne olduğunu biliyorum ve yine de yanlış bir şey yaptığınızı düşünüyorum, çünkü...'' diyen bir insanla karşılaşmadım. Yanlış yoldasınız diyenler konu hakkında ve ne yaptığımızla ilgili hiç bir şey bilmeyen ve kafasında kurduklarına inanarak tepki verenler oluyor. ''Hımmm okula göndermiyorsun yani bütün gün evde seninle, kesin ekranın başından da kalkmıyordur, okula gitmezse hiç bir şey öğrenemez ki, asosyal olur o çocuk ...'' gibi, bizim gerçekliğimizden çok uzak yorumlar alabiliyoruz. Eğitim hakkı elinden alınmış ve istediği halde okula gönderilmemiş insanlar bunun “okulsuzluk” olduğunu sanabiliyor mesela. Acımasızca eleştiren kişiler, ya konu hakkında bir şey bilmiyor, ya da bu kavramların tanımını tamamen yanlış biliyor, yanlış anlamış ya da yanlış deneyimlemiş oluyor. Hep diyorum ki, eleştirenler arasından konuyu enine boyuna bilen birisi çıksa karşıma da tartışırken ben de ondan bilgilensem, beni düşündürse, sorgulatsa...

''Okulsuzluk ülkemizde de, dünyada da sıra dışı olarak nitelendiriliyor'' demişsiniz, bir süre öncesine kadar ben de böyle düşünüyordum. Sadece bir kaç saatlik bir google araştırması ise bu bakışı değiştirmeye yetiyor. Amerika'da konuya nasıl bakıldığını araştırırken, okulsuzluğu destekleyen sayısız(!) web sitesi ile karşılaştım. Okulsuzluk yaklaşımı sunan okullar mı dersiniz, okulsuzluk yapan aileleri buluşturan uygulamalardan, oyun grupları uyarıları alabileceğiniz uygulamalara, okulsuzluğun ve ev-okulunun başarısını anlatan araştırmalar ve uzman görüşleri... Bunlarla karşılaşınca, bir kere daha maalesef bilgi olarak da, bakış açısı olarak da, haklar ve özgürlükler bağlamında da ne kadar geriden takipte olmaya çalıştığımızı fark ettim ve üzüldüm açıkçası.

3. Seyyah’la doğumundan itibaren geçirdiğiniz süreci kısaca anlatır mısınız?

 

Eşim İbrahim, yirmi üç senedir THY için çalışıyor. Bu durumun bize sağladığı haklar ve imkânlarla, yurtdışı seyahatlerimizi yurt içine göre her anlamda daha rahat yapabilen bir aileyiz. Seyyah'ın doğumu için yurtdışına gitmeye karar verdiğimizde, durum benim için İstanbul içinde uzak bir hastaneye doğuma gitmek gibiydi. Seyyah doğduktan sonra ilk bir kaç hafta, çocuğumuzun bakımını eşimle birlikte üstlendik. Seyyah'la ilişkimiz de bu ilk haftalar gibi hep dengeli ve paylaşımlı, yani çok rahat oldu. Başta, oğlum bir yaşına geldikten sonra, zaten oldukça esnek ve rahat olan işime dönmeyi düşünmüş olsam da, Seyyah büyüdükçe bu kararım değişti. Bugün oğlum altı yaşında, çocukluğunu anne ve babasıyla tam zamanlı ebeveynliğin gölgesinde bolca oyunla geçirdiği için çok mutluyum. İki yaşında, sosyalleşmesi gerektiği düşüncesiyle, bir kaç kreş ile görüşmüştük. Bu görüşmelerde öğrendiklerimizin, çocuğun doğasına aykırı olduğu hissine kapılınca yaptığım araştırmalarda okulsuzluk ile karşılaştım. Bu noktada en büyük şansım yabanelma.com 'daki 13 bölümlük okulsuzluk yazı dizisini okumak oldu. Şansıma, bunu tercih etmiş harika insanlara ulaşarak, kafamdaki tüm soru işaretlerini karşılayacak kaynak tavsiyeleri ve hatta direkt iletişimle çoğu soruma direkt cevaplar aldım. Her birine ne kadar teşekkür etsem az. Ben o dönemde, zaten kendi çocukluğumda da kafam bu fikirlerle dolu olduğu için okulsuzluk kararını kendi adıma verdim. Eşimin desteklemeye karar vermesi biraz zaman aldı ancak tam tersi de olabilirdi. Okulsuzlukla ilgili attığımız her adımı yasal süreçlere uyumlu şekilde atıyoruz. Sonuçlarını bilerek ve buna hazırlıklı ilerliyoruz. Seyyah şu an da altı yaşında. Bugüne kadar, çevrede duyduğum hiç bir endişe verici olumsuzluğu yaşamadığımız gibi, aksini kanıtlar tecrübelerimiz oldu. Sosyalleşme, iletişim, topluma uyum sağlamak, her yaş grubuyla ilişki kurabilme, empati yapabilme, yalnız başına, bizimle ya da her yaş grubu ile oyun kurup, oynayabilme gibi konularda bizde her şey yolunda gidiyor. Akademik anlamda, yaş faktörü bizim için belirleyici değil; önemli olan bu konunun da çocuğun kendi mizacına ve hızına uygun seyretmesi bizim için. O talep etmediği ve hazır olmadığı sürece hayatla da ilgili olsa, akademik de olsa öğretme amacı güderek hareket etmiyoruz biz. Ama elbet hayatın içinde belki de en çok şeyi bizden öğreniyor. İhtiyaç duyduğunda ve talep ettiğinde ise her anlamda eğitim de, öğretme de, hayatımızın her zaman içinde yer alabiliyor. 

4.Okulsuzluk konusunda eşinizle nasıl fikir birliğine vardınız? Çocuklarının eğitimiyle ilgili farklı fikir ve düşüncelere sahip ebeveynlere de yol gösterebilmesi açısından sizin hikâyenizi dinlemek isteriz.

Ben okulsuzluğu keşfettim ve bu konuda okuduğum ilk kitap Ben Hewitt'İn Okulsuz Büyümek kitabıydı. Okudukça yüzümde güller açtı, henüz nasıl olur, nedir ne değildir demeden, bunları zaten deneyimlemiş bir ailenin hikâyesini okumak beni çok heyecanlandırmıştı. Akabinde blog yazıları, yazarları ile iletişim ve farklı kaynaklardan öğrenmeye devam ettim. Ülkemizdeki okulsuzlardan o kadar çok şey öğrendim ki. İlk etapta eşim İbrahim buna mesafeliydi. Ben anlattıkça o uzaklaştı. Yılmadım ve çok başını ağrıttım, yalan yok. Yine de ikna edemedim. Bugün biliyorum ki, zaten ikna edilmişlerle değil, inanmışlarla yola çıkmak gerekiyormuş (bu söz bana ait değil!). Ben eşimi ikna edemedim ve bir süre sonra, onun da isteği ile onu rahat bıraktım. Bana bu süreçte söylediği tek şey ''henüz karar vermek için çok erken, sen istediğin gibi araştır ama ben destek vermeyeceğim. Bu konuda ne yapacağımıza okul yaşına geldiğinde birlikte karar veririz.'' Bu tarz bir kararı okul yaşına geldiğinde veririz yaklaşımı maalesef pek gerçekçi değil. Çünkü süreç içinde nasıl ilerleyeceğinize karar verip çocuğa her yaşında ona göre yaklaşmak gerekiyor diye düşünüyorum. Bununla birlikte bugün okula başlama yaşı 69 aya çekilmişken, sanıyorum önümüzdeki sene daha da geri çekilecek. Korkarım ki yakında bir Hong Kong örneği gibi, anne karnında okul kayıtları yapılıp, çocuk 1,5 yaşında okula teslim edilecek! Dünyada, okulsuzluktan çok daha uç ''okullu olma'' örnekleri varken, sırf insanlar bundan habersiz diye okulsuzluğu bu derece uç görüyor oluşları bazen beni şaşırtıyor.

 

Eşim bir gün, muhtemelen kendi kafasında bu düşünceleri de demledikten sonra bir farkındalıkla, okulsuzluğa destek vermeye karar verdiğini söyledi. O da kendi bakış açısıyla bu seçeneğin iyiliğine inanarak verdi bu kararı. Hikâyenin uzun versiyonunu internette çok yazdığım için burada uzunca anlatmıyorum. Okulsuzluktaki öğrenme deneyimleri gibi, bu destek kararı da o güne kadar maruz kalınanların hayat deneyimleri ile harmanlanmasının ve bir farkındalığın oluşmasının etkisiyle kendiliğinden ve doğal olarak gelişti. Hayata dair basit bir bilginin-bakış açısının bile, seneler süren bir eğitim hayatıyla kazandırılamamış olmasına dayanıyor diyebiliriz (eşim yüksek lisans mezunu). O gün bu gündür hem anne hem baba desteği ile devam eden bir okulsuzluk sürecinin içindeyiz. Eğer ailede iki ebeveyn de varsa ve biri süreci destekliyor ama diğeri karşıysa böyle bir tercihi devam ettirmek oldukça zor hatta imkânsız olabiliyor. Bu konuda bugüne kadar iletişim halinde olduğum pek çok annenin tecrübesini ilk ağızdan çok dinledim. Yine de çocuğun çocukluğuna, okulsuzluk gibi bir süreç deneyimlenmiyor bile olsa, okulsuzluktaki bakış açısıyla yaklaşılması bile çok büyük bir kazanç diye düşünüyorum. Zira tanıdığım, çocuğu okula giden ama bakış açıları ve yaklaşımları okulsuzluk tarzında olan anneler ya da babalar var ki, onların süreçleri de gayet güzel ve sağlıklı ilerliyor. Onlardan da bugüne kadar çok şey öğrendiğimi söylemeden geçemem!

 

5. Bugün dünyamızda ki birçok problemin kaynağı insanlar arasındaki fikir ayrılıklarıyken, sizce çocuklarının eğitimi söz konusu olduğunda insanlar neden hep aynı yolda ilerliyorlar?

 

Çoğunluk aynı yolda ilerliyor, doğru. Ve bunların da çoğunluğu başka bir yol, farklı seçenekler olduğundan bile haberdar değil. Bilgi ve teknoloji çağındayız ama bu imkânları okuyup öğrenmek yerine bana daha boş gelen şeylerle değerlendiren insanlar da toplumumuzda çoğunlukta diye düşüyorum. Tüm bu yazdıklarım bir eleştiriden ziyade, bir değerlendirme sadece. Bu durum böyle evet ve küçük küçük pek çok olumlu etki ile bu yer yer değişiyor, bazı konularda değişti bile ve daha da çok konuda değişecek ama her zaman toplumun belli bir çoğunluğunun daha boş şeylerle vakit geçirmesi, okumayı ve öğrenmeyi tercih etmemesi muhtemel. Bunu eleştirerek vaktimi ve emeğimi harcamaktansa, bunu değiştirebilen küçük etkilere katkı sağlamayı tercih ediyorum ben. Çünkü ben de bugün olduğum meraklı, okumayı, dinlemeyi ve öğrenmeyi seven hale hayatımın değişik noktalarında bana dokunan bir cümle, bir kitaptaki paragraf, bir şiir, bir öğretmenin ucu açık sorusu, bir dostun yargılamadan dinlemesi, bir çocuğun sorusu gibi şeylerin etkileriyle ulaştım. Ben neden insanların eğitim konusunda gidişatın iyi olmadığını da düşündükleri halde aynı şekilde devam ettiklerini çok da irdelemiyorum. Nedenler sayısız-sonsuz ve bence bunu irdelemek benim işim değil. Ama benim anlatabildiğim kadarı için, bunu almak isteyenlere bir vesile olmayı seviyorum.

 

6.‘‘Yalnız olduğumuzu düşünüyorum. İnsan ilişkilerinin eksikliği nedeniyle değil; amaçlarımızın ve beklentilerimizin farklılığı nedeniyle yaşadığımız bir yalnızlık.’’

Ben Hewit’in Okulsuz Büyümek kitabından altını çizmiş olduğumuz satırlar arasından belki de bizi en çok etkileyenlerin başında geliyor yukarıdaki satırlar.

Sizin de amaç ve beklentilerinizin farklılığı nedeniyle yalnızlık hissine kapıldığınız oluyor mu? Ve oluyorsa bununla başa çıkma yöntemleriniz neler?

 

Aslında evet bu hissi hissettiğimiz oluyor elbet. Ama bu bizim için yeni bir şey değil. Ailece, bugüne kadar hayattaki pek çok tercihimiz bağlamında bunu hep hissettik zaten. Bununla başa çıkmak için özel bir yöntemimiz yok. Bu oluyor, olabilir, bunu gayet doğal buluyorum. Çünkü hayatta çeşit çeşit insan ve onların da farklı bakış açıları, inançları, görüşleri var. Bazen bu yalnız ya da farklı, ya da yerine göre dışlanmış bile hissettirebiliyor. Bu hissi de hayatın bir parçası olarak kabul ediyorum ben. Bu hisle çok rahat ya da sorunsuz yaşayamıyorsunuz elbet, verdiği bir rahatsızlık, bazen üzüntü olabiliyor. Ama zaten tüm hisler de insanlar için. Kısacası bazen olumsuz tecrübelere gebe olsa da, bazen kötü hissettirse de bunu bir sorun olarak görmüyorum.

Bununla birlikte okulsuzluk bağlamında, bu tercihi yapmış çok fazla aileden haberdarım, kâh ülkemizde kâh dünyada herhangi bir ülkede yaşayan. Kimisiyle iletişim halindeyiz, kiminden haberdarız, kimi bize çok uzak ama paylaşımlarını takipteyiz. Bu da, okulsuzluk tercihinde bize kendimizi o kadar da yalnız hissettirmiyor. Ayrıca çok büyük bir şansımız daha var ki, arkadaş ortamlarımızda (çocuklu olsun-çocuksuz olsun), aile ortamlarımızda biz gerçekten saygı görüyor ve acımasızca eleştirilmiyoruz. Misal annem geçen gün aradı ve Orhan Veli'nin hayatından bir kesiti okudu bana bir kaynaktan. Akabinde de şu cümleyi kurdu ''bunu okuyunca içimden geçeni sana da söylemek istedim, okulsuzluk sürecinizde her zaman sizin yanınızda, Seyyah'ın arkasındayım.''

Geçen gün yine, Seyyah'ın yeni başladığı bir drama sınıfında, derste uygulanacak senaryoda ki ''okul'' kurgusu yerine farklı bir kurguyu, biz okulsuzluk yaptığımız için, küçük bir değişiklikle derse uyguladıklarını söylediler. Bu duyarlılığa inanamadım ve ne kadar mutlu oldum anlatamam. İşte tam olarak bu yüzden sosyal medyada ve blogumda okulsuzluk tercihini yazıyor, yeri gelen her yerde ağız dolusu anlatıyorum. İnsanların bu konuyu bilmesi, okulsuzluğu tercih etmiş pek çok aile olduğunu bilerek toplum içinde saygılı davranması için yazıyor ve anlatıyorum. Yoksa konunun reklamı yapılacak bir yanı ya da tavsiye üzerine uygulanacak bir tarzı yok. Bilinmesi kâfi, zaten ikna ile yapılabilecek bir şey olmaktan çok uzak.

7.‘’Kültürümüzün başarmaya yaklaşımı bağlamında başarıyı açıklamak ve göstermek çok kolay. Ev sahibi olmak, iyi gelirli bir iş, cömert bir bireysel emeklilik planı, harika bir araba, takdir ve bunlara sahip olma konusunda bireysel azim: Bunlar kültürümüzün başarıyı tanımladığı bazı ölçütler ve genel geçer oldukları için de iyi yaşanmış bir hayatın kısa ve yalın anlatımına dönüşmüşler. Belki de bu sadece, iyi yaşamın simgesi olmuş, konfor merkezli bir hayat. Bunlar özünde kötü olan şeyler değil, doğrusu bunlardan bazılarına ben de sahibim. Tehlike; bunlara yönelik arzumuzun doğa ve mekân ile anlamlı ilişkilerimizi zorlaştırarak hayatımızı çalmakla tehdit etmesi. Sorun bunları kendimiz ve çocuklarımız için arzularken, isteklerimizin sonuçlarını düşünmeyişimizde: Bizi birbirimizden ayrı düşüreceğini, aileyi ve toplumu böleceğini, ekonomik başarımızı garantileme çabamız için özgürlüğümüzü feda edeceğimizi ve bu arzunun çocuklarımıza da aynını yapacağını.’’

Yine Ben Hewit’in Okulsuz Büyümek kitabından, bu sefer daha uzun bir alıntıyla karşınızdayızJ Sizden başarının tanımını yapmanızı istesek, neler söylersiniz? Size göre başarı nedir, başarılı insan kimdir?

 

Ben Hewitt günümüzdeki genel durumu çok güzel özetlemiş. Belki çevremizde çoğunluk böyle yaşıyor diye düşünüyoruz ama ben çok daha farklı yaşam tercihleri ile yaşayan da çok insan tanıdım. Dolayısıyla toplumun çoğunluğu için geçerli olsa da, herkes için durum budur diyemeyiz. Bugün ben de çalışan bir ebeveyn olmayı tercih etmiş olsaydım, aynen Ben Hewitt'in ifade ettiği gibi, evimize daha fazla para girecek ama birbirimizi daha az görebilecektik. Seyyah büyürken ona özgü pek çok ilk deneyimi göremeyecek, çocuğumuzu bugün tanıdığımız gibi tanımayacaktık (tamamen kendi tecrübemiz üzerinden yazıyorum, kimseyi eleştirmiyorum, herkesin kendi tercihi kendine!). Bugün maddi koşullardan dolayı yapamadıklarımızı, yapabiliyor olacaktık belki ama ben bunun yerine hayatımın bu senelerini çocuğumun çocukluğunun içinde yer alarak geçirmek istedim. Benim geçmiş iş deneyimlerimin, ülkemiz şartlarından kaynaklanan olumsuz işleyişinden de dolayı, gelecekte garanti bir emeklilik planım ve bu bağlamda bir garantim yok mesela. Bu garanti yerine, 1000 kere yine tercih şansım olsa yine çocuğumun çocukluk yıllarında tam zamanlı yer almayı tercih ederdim. Ben pek gelecek garantisi peşinde birisi değilim. Su akar yolunu bulur hissiyatıyla akışın getirilerine güvenmeyi tercih ediyorum. Hayatım boyunca birebir şahit olduğum çok çeşitli hayat öyküsü bana bu bakış açısını kazandırdı. 

 

Başarıya gelirsek, bana göre başarının tek bir tanımı yok. Başarı tanımının hem kişiden kişiye değişebildiğini, hem de tek bir birey için de zamanla bu tanımın değişebildiğini düşünüyorum. Başarının benim için de dünkü tanımıyla bugünkü tanımı farklı olabilir. Hayatımın bu bölümünde ve şu anki farkındalığımla bana göre başarının tanımı ''denge''. Hayatımızda hangi etkenler olursa olsun, eğer bunların dengesini kurabiliyorsak bu benim için başarıdır. Sahip olduğum şeyler başarı, sahip olamadıklarım başarısız gibi hissettirmiyor; aynı şekilde yapabildiklerim başarı ve yapamadıklarım da başarısız gibi hissettirmiyor bana. Tüm yapabildiklerim ve yapamadıklarım, sahip olunanlar ya da olunamayanlar (sadece maddi değil, manevi kazançlar da kastımdır) ayrıca bu bağlamda hissettiklerim arasında denge kurabildiğim zaman bunu hayatımda bir başarı olarak algıladığımı söyleyebilirim. Çocuğum için de keza aynı fikirdeyim. Dengelerini bulup iç huzurunu yakalayabiliyorsa hayat başarısının özüne ulaşmış demektir bana göre. Hayatın diğer tüm alanlarında başarılı olmak da bu şablonu kopyalaya kopyalaya hayatında yer bulacaktır.

8.Mevcut sistem içerisinde çocuklar bir yarışın içerisine dâhil edilmiş vaziyette. Ancak bizi daha çok tedirgin eden ebeveynler arasındaki yarış. Okulsuzluğu tercih edememiş ancak mevcut sistem içerisinde de kendisine tam olarak yer bulamayan ve bu kıyasıya yarış içerisine dâhil olmak istemeyen ebeveynlere bu röportaj aracılığıyla neler söylemek istersiniz?

 

Açıkçası hiç bir tercih çok da kolay yaşanmıyor diye düşünüyorum. Okullu olmanın da, ev okulu yapmanın da, okulsuzluğun da kendi içinde belli oranlarda zorlukları var. Yaşam tarzıyla tek bir tercihe bağlı olmayan/olamayan, gerçek hayattaki yolu başka ama gönlünden geçenler başka olan aileler de tanıma şansım oldu. Her zaman bir tercihe ait olmak zorunda olduğumuza inanmıyorum. Bazen aralarda bir yerlerde de olabiliriz. Bu da bir mücadele ve zor elbet. Ama böyle bir süreci de sağlıklı götürmek mümkünmüş, örneklerini göre göre inandım, içselleştirdim. Gerçekten kendi hayatlarımıza da dönüp bakarsak zaten her şeyin doğal akışına bırakıldığında yolunu bir şekilde bulduğunu görebiliriz. Bazen içindeyken çok kötü gibi algılanan bir deneyim, uzun vadede güzel bir farkındalığa gebe olabiliyor. Ayrıca, pek çok kaynaktan daha önce de okuduğum bir bilgi benim hayata bakışımı, Sinan Canan'ın da anlatımıyla dinlediğimde derinden etkiledi. Hayat ve zaman kavramının aslında geçmiş, şimdi ve gelecek şeklinde bir düzlemden değil de, birbirinin peşi sıra tekrarlanan döngülerden (farklı hızlarda ve farklı şekillerde) oluştuğunu fark ettiğimden beri her konuya bakışım değişti. Bugün yakalayamadığınız bir şansı, vakti geldiğinde yine yakalama olasılığımız olduğunu, hiç bir şeyin salt kar-zarar şeklinde hesaplanmaması gerektiğini öğrendim. Dolayısıyla mevcut sistemde kalmak zorunda olmak da bir kayıp mıdır? Sistemden çıkmış olmak müthiş bir kazanç mıdır? Önemli olan hayata ve olaylara bakış açımız ve bunu nasıl yönettiğimizdir diye düşünüyorum. Sorunuz bağlamında son olarak, eğer bir yarışa dâhil olmak istemiyorsanız, olmayın. Bu kadar basit aslında.

Bir şeyi yapmak istemiyorsanız yapmayın; yapmak istiyorsanız yapmak için uğraşın. Bu cümlenin mümkün olmadığını, ütopik olduğunu, hayatın gerçeklerinin bambaşka olduğunu düşünüyorsanız, sıkı sıkı bağlı olduğunuz doğrularınızı, inandığınız gerçekleri sorgulamanızı tavsiye ederim. Bu sorgulamayı yapıp yapmamak da tercih meselesi elbette.

9.Hayatınızda büyük bir değişim ve dönüşüm yarattığını düşündüğünüz 3 kitap ismi istesek sizden?

 

Koşulsuz Ebeveynlik-Alfie Kohn

Okulsuz Büyümek- Ben Hewitt

Sinan Canan’ın tüm kitapları(seçmem mümkün gözükmedi!)

 

10.  Bu röportajı okuyanlara eşlik etmesi için bir müzik seçme şansınız olsaydı; bu hangi müzik olurdu?

Evgeny Grinko’nun Fields ve Vals parçaları :)


Kulanıcı Yorumları

Bu içeriğe daha önce yorum yapılmamıştır . İlk yorum yapan kişi olmak istemez misiniz ?

Yorum