Menü

Merve Otçeken/ İlham Veren Kadınlar Röportaj 4

‘’Büyükler rakamlara bayılırlar. Diyelim yeni arkadaşınızdan söz ettiniz; asla işin özünü merak etmezler. Örneğin, “Ses tonu nasıl? Hangi oyunları seviyor? Kelebek koleksiyonu var mı?”diye sormazlar asla. Onun yerine, “Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?”derler. Onu ancak bu şekilde tanıyacaklarını sanırlar. Büyüklere, “Kırmızı tuğlalı bir ev gördüm. Penceresinde sardunyalar, çatısında güvercinler vardı…” derseniz eğer, bu evi bir türlü gözlerinin önüne getirmezler. Onlara denilmesi gereken şudur: “Milyonluk bir ev gördüm.” İşte o zaman, “Ah, ne kadar güzel!” derler size.’’

 

Küçük Prens’ten yaptığımız bu alıntı ilk sorumuzla da bağlantılı biraz. O halde başlayalım..

1.Niceliksel verilerin ötesine geçerek, bize biraz kendinizden bahsetmenizi istesek neler söylersiniz?

Mervecan ben. Mora bayılırım. Çocukluğumdan beri beni en heyecanlandıran soru :’’Bazı insanların daha büyük gülümsemelerinin arkasındaki güçler neler? Ya da daha huzurlu, gevşemiş ve renkli olmalarını sağlayan ne?’’ Kocaman gözlerim ve gülümsememle hayatı merak eden bir canım.  Bu merakım beni psikoloji dünyasıyla tanıştırdı.  Hayatta en kıymet verdiğim şey : Kalpten ve şefkatle bir arada yaşamak.
Farkındalıkla, hizmet bilinciyle, özenle, paylaşarak, ilham alıp- vererek  yaşam için neler mümkün ? Buna adanmış bir yaşam benimkisi.
 
 
2.Dr. Bülent Uran, Geçmişin Hipnozunu Bozmak adlı kitabında tıp camiasının hastalıkların nedenlerini ortaya çıkartırken zihni göz ardı ettiğini söylüyor. Psikoloji ve psikiyatrinin ise olaya biraz daha farklı yaklaştıklarını, hastalıkların nedenleri arasında düşüncenin de nedenlerini aradıklarını ancak onların da aynı zihniyetle eğitim aldıklarını vurguluyor. Ve ekliyor: ‘’Burada pozitif bilime dayalı tıbbın kabul ettiği ‘’insan beyninin işleyiş mekanizmaları’’ ile benim kastettiğim ‘’zihin’’ kavramı aynı şeyi ifade etmiyor. Düşünce dediğimiz o çok farklı enerjiyi anlama biçimimizdeki farklılıktan bahsediyorum. Duygu dediğimiz o bambaşka âlemden bahsediyorum. İşte en basit anlamıyla düşünce, inanç ve duyguları dışlayan bir kavramdır pozitif tıbbın kabul ettiği zihin kavramı. Ben zihin dediğim zaman düşüncesiyle, davranış nedenleriyle, duygularıyla, inançlarıyla ve ruhsal enerjisiyle bir bütün kavramı kastediyorum.’’
Sizin almış olduğunuz psikoloji eğitiminin yanı sıra sürekli farklı kaynaklardan da beslendiğinizi biliyoruz. Bülent Uran’ın bu tespiti hakkında ki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Sevgili dostum Gülferi  Yıldırım’ın her sene düzenlediği Mutlu İnsan Festivaline Bülent Uran’la konuşmacı olarak katılmış ve bakış açısını sevmiştim. Burada ki tanımlamalar benim duruşumla oldukça paralel.
Bende bütüncül bir yaklaşımı daha faydalı buluyorum. Ruh- Beden- Zihin birbiriyle çok ciddi bir etkileşim içinde. Ve son yıllarda yapılan çalışmalar gösterdi ki ; bu üçünü ayırmaya çalışmak yerine etkileşimlerini hassasiyetle takip ettiğimizde ; daha etkin sonuçlara ulaşabiliyoruz.
 
Daha psikoloji lisans yıllarımda bile ruh sağlığına bakışım bütüncüldü. Yani iç dünyamızı psikopatolojiler, kaygı bozuklukları ve birçok konu gündeme gelmeden, bozulmadan nasıl özenle saklayabiliriz ?  En kolay anlaşılacağını düşündüğüm örnek grip olmak. Grip olduğunuzda bedeniniz çok halsiz hisseder. Başınız zonklar. Hareket kabiliyetiniz  azalir, dikkatiniz, odağınız bozulur. Ne kadar süre yatakta kalırsanız kalın ardından kendinizi depresif hissetmeniz, diğer insanlar ve dış dünya hakkında daha karamsar düşünceler üretmeye başlamanız olası hale gelir. Ki tavuk yumurta, yumurta tavuk hesabı grip olmanızda başlı başına bağışıklığınızın düşmüş olmasına işaret eder. Bu da bana ruhsal olarak çok dayanıklı bir süreçte olmadığınızı düşündürür. Ve her zaman bence en kolayı hareket planına bedenden başlamaktır. Gözlem yapın : ‘‘Ne olunca, bedenimde ne oluyor?’’
Bu konuyu detaylı işlediğim bir kitabım var esasen. İçim Dışım Bir Bütün, Tuti Yayınları’ndan ulaşıp, uygulamalı örneklerle konu hakkında yaklaşımıma ulaşabilirsiniz.
 
3.Herhangi bir yeterliliğe gereksinim duyulmayan, denetimin olmadığı kişisel gelişim alanında hizmet sunan kişi sayısı her geçen gün artıyor. Ve günümüzde çok fazla sayıda kişisel gelişim kitabı yazılıyor ve yayımlanıyor. Hemen hepsinde de pozitif düşünmeye, anda kalmaya ve kendini gerçekleştirmeye vurgu yapılıyor. Ve bu kitaplarda bahsi geçen hap bilgiler hayata uygulandığı anda karşılaşılan problemlerin ve sorunların bir anda yok olacağı vaat ediliyor insanlara. Sanki insanların hepsi tek tipmiş ya da yaratılmak istenen tek tip bir insan modeli varmış gibi. Peki bu bilgiler sağladıkları kısa süreli olumlu etkilerinin yanı sıra kişiyi gerçek benliğinden yada kendi olmaktan da uzaklaştırmıyor mu?
Kişisel gelişim kitaplarının pek çoğunun önerdiği hap diye tarif ettiğiniz temel bazı yaklaşımları herhangi bir psikolojik- psikiyatrik durumu olmayan bir kişi okuduğunda alacağı verimle, psikoterapi ihtiyacı içindeki birinin okuması arasında oldukça büyük fark var. Bazı kitaplar, kişilerin kendi benlikleri ve gündelik yaşam olaylarının zorluklarından kaçma- kaçınma ya da savunma olarak sığınma alanı işlevi görüyor. Bunu önermiyorum. Her neyimiz var ya da yok ise tüm gerçekliğiyle görmeye niyet edip, üzerine bilimsel, güvenilir ve yetkin bir yolla gidilmesini daha fazla tavsiye ederim.
Yani çok açık bir biçimde terapiye gitse daha kısa zamanda ve daha şifalı bir yol bulabilecekken alternatif yollar bulup, şamanlık eğitimleri, nefes terapisi, ya da yoga yoluyla kendini iyileştirmeye yönelebiliyor insanlar. Bunları psikoterapi ile beraber yaparlarsa çok daha işlevsel olacaktır. Diğer türlü ancak anın içinde hafif bir rahatlama sunar.
Her konuda olduğu gibi kişisel gelişim alanında da trend akımlar oluyor. Bu dönemde ki de bir süredir sizin de belirtmiş olduğunuz anda kalma, mindfullness, pozitif düşünme temelli içerikler. Bu içerikler yoga ve birçok kadim öğretinin özü olduğu için ben destekliyorum. Yine de herkesin yolunun kendine has oluşuna ve bu biricikliğin değerine daha fazla vurgu yapılmasını tercih ediyorum.
Bu arada bu bir gerçek ; tek bir zaman dilimi var esasen o da ; An :) Ve hayatı tüm renkleriyle olanı olduğu şekliyle görebilen gözler, hissedebilen bir kalp diliyorum herbirimize...
 
 
4.Günümüz ebeveyn dünyası büyük bir bilgi kirliğinin ve karmaşasının yaşandığı bir yer halini aldı. Ebeveynler de istemli ya da istem dışı davranış ve eylemleriyle bu hali besliyor ve destekliyor vaziyette. Sizin bu konu hakkında ki düşünceleriniz ve günümüz ebeveynlerine tavsiyeleriniz nelerdir?
Benim de  2 kızım var. Biri, 11 yaşında bir manevi kızım Arya, bir de 2.5 yaşında biyolojik kızım Özüm Anka.  Onları yetiştirirken anne babaları daha iyi anlama ve gözlemleme fırsatım oldu. Yıllardır psikoterapi süreçleri yürütüyorum 10 yaş ve üzeri çocuk- ergenler ve yetişkinlerle olan deneyimlerim de anneliğime oldukça büyük farkındalık sağladı.
En önemli hatırlatmam: Halil Cibran’dan  gelsin;
Çocuklarınız Sizin Çocuklarınız Değil
Onlar kendi  yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları,
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler,
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değilller…
 
 Çok daha uzun aslı ben bu bölümüyle cevap vermiş olayım. Bizim doğrularımız ve duygularımızla yönetmeye çalışılan bir süreç pek karşılıklı, adil, şefkatli ve paylaşımlı olamıyor ne yazık ki.
Kıyas etmeden, ekollere çok da takılmadan, sevmeye odağı çevirmeyi tavsiye ederim. Yeterince iyi davranmaya, yeterince iyi zamanlar ayırmaya, yeterince bilgi, şefkat sunmaya odaklansınlar yeter de artar. Çocuğun ana ihtiyaçları istikrarlı bir ilgi biçimi, tentene temas, dikkate alınmak, özen, saygı, işbirliği, rehberlik.  Bunları sunup, çocuklarından öğrenmeye açık olurlarsa cevap açık hale gelecektir.
 
5.Osho:’’ Anneler biraz daha özenli olsalardı, bir meslek olarak psikanaliz kaybolurdu’’ diyor.
Osho’nun bu sözüyle alakalı siz ne düşünüyorsunuz?
Bu sözünü duymamıştım. Beni gülümsetti:) Ve yer yer katılıyorum. Çünkü birçok yaşça ileri anne-baba
 her ne kadar terapistlere kızsa da ; çocuklarını suçluluk ve utanç temaları içinde büyüten, duygusal olarak manipüle eden pek çok kişi mevcut. Tabii çocuklarında ki bireyselleşme sürecini kabullenmeleri zor oluyor. Oysa alamadıkları güveni, rahatlamayı, gevşemeyi,  kabulu, onayı kendine verebileyi terapide öğrenebilmelerinin ilk adımı geçmişle yüzleşmek.
Ve gerçekten de çocuğa yaklaşım yukarıda anlattığım gibi istikrarlı ve özenli olsaydı ; insanlığın pek azı psikoterapiye ihtiyaç duyardı. Ben de kendime başka bir iş bulurdum:) Ya da kendi yaralarım olmasaydı, bu konularda hiç böyle bir işe kalkışmazdım da diyebilirim.
Ve  ben yeni nesil ebeveynlik tutumlarından umutluyum. Farkında, işbirlikçi, meraklı bir kitle geliyor şu dönem. Ve umuyorum ki ; onların torunlarına değin daha az aktarım yaşanacak ve bakarsınız psikanaliz yerine bambaşka ekoller gündeme gelecek.
 
Ayrıca Osho’yu yanlış hatırlamıyorsam büyük annesi ve dedesi büyütüyor ve neredeyse ona hiç müdahele etmeden, bol sevgi sunarak büyütüyorlar. Bu sayede öyle bağlı, bir o kadar da özerk ve sevmeyi bilen bir ruhsal üstad olabiliyor.
 
 
6.‘‘Affederek, iyileşmek’’ bu konu hakkında ki düşünceleriniz nelerdir? Kendine dahi itiraf etmekte zorlandığı acıları, insan gerçekten affedebilir mi? Bu konuyu ensest mağdurları açısından ele almanızı istesek, neler söylersiniz?
Kin, hırs, öfke gibi duygular yukarıda ki sorularda anlattığım bütünlüğümüzü oldukça bozan, hasar bırakabilen sistemik sorunlara sebep olabiliyor. Bu yüzden kişinin kendi iyiliği için bu duygularını farkedip ; psikoterapi, EFT, EMDR terapi, travma çözüm odaklı yaklaşımlarıyla o duyguları boşaltıp, işlemlemesinde fayda var.
Düşünün sırtınızda 30 kg’lık bir çantayla mı yürümek kolay, yoksa 1 kg’lık bir çantayla mı? İşte bile bile niye taşıyasınız? Gerekliyse diğer 29 kg, başka yollarla varılacak noktaya yollayınız.
Ensest, taciz, tecavüz mağdurları hakkında EMDR uygulamaları sonrasında ciddi bir ruhsal özgürleşme sağladığı yönünde okumalar yapmışlığım ve videolar izlemişliğim var. Fakat klinik ortamda pek çalıştığım bir konu olmadığından  yorum yapmam doğru olmaz.
 
7. Modern dünya insanında en sık karşılaştığınız problemler nelerdir? Ve sizinle birebir iletişim kurma şansı olmayan modern dünya insanına tavsiyeleriniz nelerdir?
En sık karşılaştığım konu ruhsal doyum alamamak. Tatminsizlik pek çok açıdan. Kaygı bozuklukları, panik atak, OKB.
Özlerine uygun bir yaşam için odaklarını dış dünyadan iç dünyaya çevirmelerini ve farkettiklerine uygun yeni bir yaşam için cesaret göstermelerini öneririm.
 
8. Şimdilerde tersine bir göç (şehirden-kırsala) dalgası hâkim. Şimdiki bilinç ve farkındalık düzeyiyle insanların yeniden doğaya ve doğal olana dönme çabaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
İmkanı olan ve isteyen herkese nasip olsun. Şahsen annelik serüvenimin 15 ayını İzmir’de geçirdim ve hiç mutlu olmadım, İstanbul’dan sonra:)  Olabildiğinde, gerçekten her kimlerse ona uygun bir çevresel şart oluşturmaya gayret etmelerini tavsiye edebilirim.
Benim gibi hizmet odaklı bir can için İzmir oldukça kapalı devre bir yaşam barındırdığından uymadı gibi. Yani daha güzel, daha temiz, daha daha larla değil de, gerçek ihtiyaçlarına uygunsa tabii ki yerleşsinler.
 
9. Dünya hızla yayılan büyük bir salgın hastalığa karşı savaş veriyor. Kayıpları değişmeyecek olsa da bir an önce son bulması hepimizin en büyük arzusu şu günlerde. Bu süreç sona erdiğinde sürecin insanlarda bıraktığı izler, etkiler olacaktır. Süreç devam ederken ve sonrasında yoğun stres ve sıkıntı yaşayan yetişkinler ve özellikle çocuklar açısından nasıl bir yol izlemeli?
Öncelikle kayıplar için üzgünüm. Yaşamımızın devamlılılığı için dışarıda bizler için hizmet üreten her cana kalpten saygılarımı sunarak başlayayım. Evinde kalmak bir lüks. Evi güvenli ve yeterli bir alan sunuyorsa.
Fakat ülkemiz kadın cinayetleri konusunda yüksek bir orana sahip. Umarım bu süreç içinde kadınlarımız güvende yaşam haklarına sahip olabilirler. Bu konuda endişeliyim.
Boşanmaların, artan stres ve kaygı faktörlerinden nasibini alacağı yönünde öngörülerim var.  Artan ekonomik belirsizlik kişilerin bu süreci nasıl atlatacağını belirleyecek. İç kaynakları bol olanlar daha önce terapi, içsel çalışmalar yapmış ya da bambaşka tecrübelerle yoğrulmuş kişiler daha yumuşak geçirecekler bu süreci. Fakat kaynakları yetersiz kalan ya da yorgun düşebilecek büyük de bir oran var. Onları zenginleştirmek, dayanıklılıklarını artırmak, umudu beslemek adına, her gün bir video yüklemeye çalışıyorum instagram (m.otceken) hesabımda. Elimden geldiğince canlı yayınlara katılıyorum.
 
Çocuklar için de önerim: Ailelerinin olabildiğince sakin ve huzurlu bir ortam sunma gayretinde olması, sizin enerjinize uyumlanacaklardır. Lütfen disiplin, ödül, ceza sistemi yaklaşımları yerine empati ve iş birliği yapıp,karşılıklı ve adil bir düzen oluşturmaya özen gösterin.
 
10.Hayatınızda büyük bir değişim ve dönüşüm yarattığını düşündüğünüz 3 kitap ismi istesek sizden?
1- Küçük Prens
2- İçimdeki Boşluk
3- Annenin Duygusal Yokluğunda
 
Daha upuzun bir listem var tabii ki. www.syenah.net öneriler bölümünden ulaşabilirler.
 
11.Bu röportajı okuyanlara eşlik etmesi için bir müzik seçme şansınız olsaydı; bu hangi müzik olurdu?
 
Hımmm ne olsa ne olsa… Norah Jones - Come Away With Me:)
 
 
 

Kulanıcı Yorumları
  • Tebrikler12 Nisan 2020 05:26

    Röpörtaj cin öncelikle teşekkürler okudugumda kendiminde icinde oldugu bir cok sorunun cevabini buldum.Biliyorsun ki yogun bir is tempomuz var.Bu 2 haftalik karantinada hem gecmisimi hem kendimi dusunme sansi buldum. O kadar iyi geldi ki anlatamam. Evimi esimi kizimi o kadar ozlemisim ki bu bir hastalik sebebiyle olmasaydi doganin bize hediyesi diye dusunecegim. Roporrajinla tekrar bazi seyleri yeniden dusunecegim.Ellerine saglik...

Yorum