Menü

Arbil Çelen Yuca/İlham Veren Kadınlar Röportaj 5

‘‘Büyükler rakamlara bayılırlar. Diyelim yeni arkadaşınızdan söz ettiniz; asla işin özünü merak etmezler. Örneğin, “Ses tonu nasıl? Hangi oyunları seviyor? Kelebek koleksiyonu var mı?”diye sormazlar asla. Onun yerine, “Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?”derler. Onu ancak bu şekilde tanıyacaklarını sanırlar. Büyüklere, “Kırmızı tuğlalı bir ev gördüm. Penceresinde sardunyalar, çatısında güvercinler vardı…” derseniz eğer, bu evi bir türlü gözlerinin önüne getirmezler. Onlara denilmesi gereken şudur: “Milyonluk bir ev gördüm.” İşte o zaman, “Ah, ne kadar güzel!” derler size.’’

(Küçük Prens/Antoine de Saint-Exupery)

1.Niceliksel verilerin ötesine geçerek bize biraz kendinizden bahsetmenizi istesek, neler söylersiniz?

Adımın anlamının bir emir değil de, dilek olduğunu sindirerek büyüdüm. Ar’lı olmak duyguda bir bütünlük halinden öte değil, yani günle, cm’le ölçülemiyor. Yaşamı algıladığımız formları çevremizde isimlerimizle yaratıyoruz. Öyle ki o algıya hizmet etmeye seçiyoruz, tüm olasılıklar arasından bir tanesini. Ben uzun süre seçememiş birisiydim, olasılıkları değil an ’da olanı izledim, başı dumanlılığım uzun sürdü, halen de öyleyim çok şükür. Çocukluğum ailece bolca seyahatli geçti, gezgin ruhlu ebeveynlerle büyümenin hediyesi bambaşka yol hikâyelerimiz oldu, bir gemi ile Adriyatiği’de aştık, Bremen Mızıkacıları heykelini görmeye Bremen’e de gittik, yazın ortasında Erciyes’e tırmanıp kar da yedik. Dağa yaklaştıkça küçüldüğünü, başında ki dumanın hiç eksilmediğini hatırlıyorum. Ne diyeyim şükür...

 

 

 

 

 

 

2. Ben size baktığım zaman insanı dinginleştiren, iyileştiren ama aynı zamanda yaralarıyla da buluşturan bir ruh görüyorum. Yaralarıyla buluşturmaktan kastım ise; ruhunuzun derinliği. Bu, son bir varış noktası olmasa da bilerek ya da bilmeyerek herkesin ulaşmayı istediği noktalardan biri aslında.

Ruhunuzu nelerle besliyorsunuz, ilham kaynaklarınız neler?

Mevsimler, mevsimleri kabulle kucaklayan doğa, mevsimlerin izleği çocuklarla ve yaşını almış olanlarla dostluk, illa şiir, illa dostlarımla çatışıp uzlaşıp gülüştüğümüz sofra, yol paylaşımları, bunların içinde bir de odun atılan bir ateş olursa tadına doyum olmaz... Laf aramızda hayatımda bir tane yaz yoktur ki sevinç ve heyecanla ağustos sonu sonbaharı beklemeyeyim. Bir de illa yol, mecazi değil ama, benzin istasyonlu, kamyoncu lokantalı, tarla çevresi kavaklarla sınırlanmış, tepelerine köyler serpiştirilmiş yollarda olmak!

 

3. Dünya bir salgın hastalık tehdidiyle karşı karşıya. İçerisinden geçmiş olduğumuz bu zorlu günlerin insanlar için bir mesaj niteliği taşıdığını ya da bir uyanış sürecine işaret ettiğini düşünüyor musunuz?

Bu süreç yeryüzünü şifalandıracak yeni bir insana gebe midir sizce?

Ben sürekli tekrar edilen ‘’normale dönmek’’ eski insan- yeni insan, yeni normal gibi tanımlamaları sınırlayıcı buluyorum. Yaşadıklarımızı kalıplara soka soka bu noktada değil miyiz? Neden hala aynı alanı besliyoruz, masallarda konfor alanından çıkmayı seçen sıradan kişi kahraman olur. O sıradan olan da kahramanlık yaptığı kimlikte bensem neden tüm bu yaşanmışlıkları üretilmiş bir en yüksek potansiyelli insan yaşamı kataloğuna uyumlamaya çalışıyoruz.

Ez cümle her birimiz daha öncesinde ve daima olacağı gibi kendi derin dinleyiş ve uyanışımızdan sorumluyuz. Tetikleyicinin insanlık adına bu derece tehditkâr oluşu dünyanın umurunda değil. İnsanın umurunda. Ben de korkuyorum tabii önce sevdiklerimin sağlığını düşünerek, ama bunu bir milat gibi almak neden? Veba, İspanyol gribi ve daha pek çok pandemi dönemi atlatıldı. Yeryüzü şifa zaten, bize de diğer tüm varlıklar gibi ona uyumlanmak düşüyor. Yağmur ormanlarının sürekliliği için zaman zaman kendi içinde yangınlar çıkıyor, hayvanların, bitki örtüsünün dekar dekar yangının ardından aydınlanma beklentileri olduğunu düşünmüyorum. Uyumlanmak ve süreci mevsimsel olarak yaşamak, kendinlik halini birden bire izlemek aslında hayatın aslolan derslerinden biri, şu anda yaşadığımızda bir uyumlanma tetiklenmesi bence...

 

4. Yeni dünya düzeninde doktorluk, öğretmenlik, mühendislik gibi toplum tarafından daha ‘‘garantili’’ ve daha ‘‘itibarlı’’ olarak nitelendirilen meslek gruplarının yerini ‘‘sevdiğin işi yapma tutkusu’’ alacak gibi gözüküyor. Sizi kalbinin sesini dinlemiş birisi olarak düşünüyor ve bu konu hakkında ki düşüncelerinizi merak ediyorum.

Ben hiç meslek mensubu potansiyeli taşımadım. Eşim kendimden yola çıkarak bir genelleme yapınca beni hep susturur, der ki; sen kıstas alınamazsın. Sanırım bu konuda da şu anda sorsak aynı şeyi söylerdiJ Aslında keşke tüm sevdiklerimiz için bizlerde aynı şekilde bakabilsek. Belki haklıdır. Çünkü şehircilik eğitimi alıp, radyoculuk, tiyatro ve müzikle hayatını kazanıp, gece 12’den sonra şarkı söylememe kararı alıp şapka ve takı üreten, yaptığı takıları satın alacak kişide belli özellikler arayıp satmaktan vazgeçen, albüm yapacakken sistemle birleşemeyen biriyim. Eğer dürtülerinizi takip edebilecek bir alan bulursanız bir doktordan harika bir şair, ressamdan öğretmen, sokakta tezgâh açan birisinden filozof, bir müzisyenden otobüs şoförü de çıkabilir. Kendi adıma benim yolculuğumda şimdi yaptıklarımı yapmama ihtimalim var mıydı bilmiyorum. Yine de genel adına karşımızdakini öz değeriyle kabul ederken kendimize de bu alanı açmak ilişkileri nasıl derinleştirebilir diye düşünürken tabii ki heyecanlanıyorum, duacısıyım...

5. Bize dayatılan güzellik algısının dışına taşan bir haliniz var. Sistemin bilinçli oyunlarıyla kadınların hayatlarının odak noktası haline getirilmeye çalışılan güzellik kavramına, doğaya ve canlılara zarar vermeden, sistemin iş birlikçisi olmadan ve kendimizi yetersiz, dışlanmış hissetmeden, hayatımızda yer açabilmenin yolları nelerdir sizce?

Ben altı yaşında yaşadığım kanserle tek gözümü kaybettikten sonra hikayemde bu noktayı belli bir yaşa gelmeden ele almak durumunda kaldım sanırım. Benim durumumun bir kendiliğindenliği var. Seçtiğim yerde annem ve babam, ilkokul öğretmenim çok destekti. Sonrasında hiç öykündüğümü hatırlamıyorum genç kızken. Hep dikkat çekiciydim, ama sebebi fiziksel özelliklerim değil, renklerle eğlenişim, sesimi duyurmaktan çekinmeyişim, müzik duyduğum an eşlik edişim oldu. Sokakta dans ederek yürüyen birini görünce bakmaz mıyız? Bedeni ile barışıklığı bize geçmez mi? Neşesi, an’da oluşu bize de bulaşmaz mı? Güzellik bu değilse nedir, güzelliğin bulaşıcısı bu değil de nedir? Bir serçeyi yüzlerce serçeden ayıran bizim attığımız simit parçasını gelip alışındaki hayat doluluğa şahit oluşumuz. O şahitlikleri çoğaltmalı, bizden ve bize... Sıradan olanla sahici olan arasındaki fark an’la kurulan ilişkide gizli. Saçlarımı boyatmayı hiç düşünmedim, oğlumun bulduğu tüyler, emeğine saygı duyduğum sanatçılardan takılar, annemin oyaları, kuruttuğum yapraklar, defne, zeytin, adaçayı dalları ile süslerim başımı. Bence beni anlamlı bulma sebebiniz bu halin samimiyeti. Bir başkası saçını boyatsın, diğeri kırmızı ojeler sürsün, ben kumaş sarayım o ütülü gömlekleri kuşansın. Birbirimize sevinç ya da hüznü sahiciliği ile taşıyabiliyorsak his hep güzelliği taşıdığımız yerden güçleniyor. Güzelliğe hizmet bir oyun benim için, anlatı gecelerinde eğlenirim giyinip hazırlanırken, o geceye dairdir duygusu ama 7 senedir aynı etek üzerimde, sanırım beş on kıyafeti evirip çevirip giyiyorum, duyguları hala taze...

 

 

6. Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabının yazarı Clarissa Pinkola Estes’in eğitimlerine katıldınız.

Peki, sizi oraya çağıran şey neydi? Bu süreç, gitmeden önce ki halinizle, döndükten sonra ki haliniz arasında nasıl bir fark yarattı? Orada yaşadığınız tecrübeden kısaca bahsetmenizi istesek neler söylersiniz?

İlk Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabımı bir dostum daha Türkçesi çevrilmeden getirmişti Amerika’dan. Bir ara KKK günlüğüm diye bir kitap yazmaya niyetlenmişliğim var, yıl 2007 idi. Yıllar sonra anlatmak için Adahan’da ki okumalara davet edildim, işte ne olduysa sonrasında oldu. O gün salonda olanlarla içsel bir bağ kuruldu, yazışmalar, dilekler derken, sadece kendi yazdıklarımı anlatan ben, Kurtlarla dans edenlere Clarissa Estes ilhamlı buluşmalar yapar oldum. Estes’in Colorado’da ki eğitimlerini takip ediyordum. Son üç senedir sanatın bir iletişim dili olma hali için buluşmalar yapıyorum. Tam bu bağlamda beni besleyecek ‘Art As a Sacred Act’ çalışmasını gördüm, bu çalışmayı son kez yaptıracağını görünce kayıt olmak istedim. Kayıtlar dolmuştu, bende neden orada olmak istediğime dair bir mektup yazdım. Doğum günü akşamımda tam da ben geri dönüş olmadığından bir arkadaşıma bahsederken, mail kutuma kabul cevabı gelmiş. Bana oradan kalan en kıymetli şey iç sesimle yaptığım şeylerin Estes’in de yöntemi olduğunu görmek oldu, tuttuğum alanın kut’luluğuna bağlandım iyice. Sanki büyükanneden icazet almışım gibi, el almışım gibi... Oraya gelen herkes için kendi alan tutma halinde bir şekilde bu yansıyış olmuştur. Hayatımın işaretleri bol bir dönemidir.

7. Proust bize, bilgeliğe varmak için iki yöntem olduğunu söyler. Bir öğretmen sayesinde, acı çekmeden varılan bilgelik ve hayat sayesinde acı çekerek varılan bilgelik. Ona göre ikinci yöntem çok daha üstün tutulmalıdır. Proust’un bu sözleri hakkında ki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Ve size göre bilge kişi kimdir?

Tamamen katılıyorum, yıllarca direnip okumadığım yazarlar, izlemediğim filmler var. Etkisinde kalmamak, kendi cümlelerimle yol almak için. Bu da benim tecrübelerimle olabilir. Yaşanmışlık çok çok başka bir hikâye anlatıcılığı formülü. Artısı eksisi eşittiri mütemadiyen değişebilir. Bana ilham verenlere çocuklar ve yaş almışlar dedim ya, benim bilgeliğe dair öğretmenlerim de onlar sanırım. Çok çok sevdiğim yazarlar, düşünürler var tabii, ama sadece cümlelerin yolunda beni sarsmıyor söylem, hayata geçişine, ses buluşuna dahil olduğumda kökleniyor içimde...

8. Hastalık, korku, talihsizlik gibi sayısız dış koşulu ve kişilerin içsel özelliklerini göz ardı ederek; özellikle mutluluk ve başarı gibi konularda, insanlara sürekli aynı mesajların verilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Human Design’ı tüm okullara yaymak isterdim ki; herkesin biricik tasarımlar olduğunu, kimsenin kabının kimsenin çorbasına denk olmadığını, hatta dünyanın her an değişen kabının da bambaşka bir değişken olduğunu anlasın herkes isterdim. Kim bilir belki bir günJ

9. Siz, ideal olmayan bir dünyada, kendi ideal dünyanızı inşa etmeyi başarmış gibisiniz. İlham olması adına; bunu nasıl sağladığınızı kısaca anlatır mısınız?

Ben de yaptım demeyeceğim çok az hata vardır şimdi yolda olup bir başkasının da yapması muhtemel olan. Doğru hatalar resim yaparken olduğu gibi bizi çözümde bir üst hale, tasarladığımızın bir üst haline götürür. Hemen hemen her hatayı elinde silgin olmadan çizdiğin resim gibi sadece biraz renkle özgün ve daha da sen bir hale dönüştürebilirsin. Bazen bir gün, bazen bir ay, bazen yıllar sürse de sonuç değer, yaşamımız bir şaheser olmayı hak ediyor!

10. Hayatınızda büyük bir değişim ve dönüşüm yarattığını düşündüğünüz 3 kitap ismi istesek sizden?

Filibeli Ahmed Hilmi- Amak-ı Hayal, Neruda- Sorular, Kurtlarla Koşan Kadınlar- Clarissa Estes

 

11. Bu röportajı okuyanlara eşlik etmesi için bir müzik seçme şansınız olsaydı; bu hangi müzik olurdu?

‘’ I am light’’ İndia Arie ... Mümkünse Youtube’dan Supersoul Sessions Oprah Winfrey Network kayıdını dinlesinler... Ya da Yo-Yo Ma’dan Bach süitleri ... Bak yine seçemedimJ

 

 

 

 


Kulanıcı Yorumları

Bu içeriğe daha önce yorum yapılmamıştır . İlk yorum yapan kişi olmak istemez misiniz ?

Yorum